Rum Suresinden Çevreci Mesajlar

Prof. Dr. Zafer Ayvaz

Kur’ân bir fizik, astronomi veya tıp kitabı olmamakla birlikte, bu ilimlere ait konuların ve kıyamete kadar bilimler adına yapılacak tespitlerin ve buluşların kendi çaplarına göre çeşitli hüviyet ve mahiyetlerde, bazen bir çekirdek, bazen işaret, bazen özet, bazen de formüle edilmiş kanun ve prensipler hâlinde onun sayfaları arasında kendilerine yer bulacakları konunun uzmanlarınca ifade edilmektedir (Gülen, 2006). Buradan hareketle Rum Suresi’nin 41. Ayetine bakıldığında, Allah’ın tabiata koyduğu kanunlara uymamanın sonucunda yeryüzünde düzenin bozulacağı, sonuçta zararın tekrar insanlara döneceğinin belirtildiği görülür (IWW, 2025). Bu ayetin metni ve meali şöyledir: 

 

ظَهََرَُِّ الْفَٓسَْاَّدُْ فِي۪ٓ الْبََٓ رُِّ وَاَلْبَٓحَْرَُِّ بِمََاُ كَسَْبََّتَِْ أيََْدَِيِ النَٓا۪سِِ لِيُٓذَِيٍقََهَُٓمِٓ بَعَْضََْ الَذِٓيٍ عَمِْلُُوِا لَعَٓلَْهُِمِْٓ يَرَْجُِّعَُوْنَ 

 

“Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) bozukluk ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönme fırsatı vermek için Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.”

Ayette el-fesad (yozlaşma, bozulma) sözcüğünün belirtili isim olması, bozulmanın bakmasını bilen herkes tarafından bilineceğine işaret eder, karada ve denizdeki bütün bozulmaları kapsar (İbn Âşûr, 1984). liyuzîkahum (onlara tattırır) eylemi kendi elleriyle yaptıklarının cezasını çekecek olan insanları vurgulamak içindir. Fiil, tatmak anlamı içermektedir. Yani insanlar tabiatta yaptıkları tahribatın bir kısmından etkilenirler. Bu, onlara uyarıyla haber vermedir. Tedbir almazlarsa o tatma daha da ileri derecede zararlara evrilir.

Kendi tercihleriyle yaptıkları işler söyleminde kesebe (kazanmak) fiilinin kullanılması insanların karada ve denizde dengeyi, düzeni bozan yıkıcı işlerde kazançlı çıkacaklarını zannettiklerini ima eder. Sonra gelen amilû (yaptılar) fiili kazanç sanılan eylemlerin zarar olduğunu anlatır ve insanları “Biz ne yaptık da böyle oldu?” pişmanlığına iter.  

Ayette geçen ve bozgunculuk anlamına gelen ifsâd, salâh kelimesinin zıddı olan fesede (bozmak) kökünden türemiştir. İster az olsun isterse çok bir şeyin dengesinin bozulmasıdır (İsfahânî, f-s-d md., 2009). Bu anlamda kelimenin ifade ettiği anlam, maddi ve manevi her şeyi kapsar. Bazı insanlar kendileri yanlış yolda gittikleri gibi çevrelerini de bozmaya eğilimli olurlar. Kur’an bu özellikteki insanları şöyle anlatır: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde onlar, kendileri hakkında, biz ıslah edicileriz derler” (Bakara 2:11). 

Kadı Beydâvî, bu ayeti yorumlarken fesadın çıkışını çevre felaketleri ile ilişkilendirir. Ona göre bu felaketler şunlardır: “Toprağın çoraklaşması, verimsizleşmesi, toplu ölümler, orman yangınları, denizlerin bozulması, bereketin ortadan kalkması, her türlü zarar ve ziyanın artması, sapkınlıkların baş göstermesi ve zulümler” (Beydâvî, 2000). Hiç şüphesiz Allah’ın tabiata yerleştirdiği kanunlara uymamanın, aşırı tüketimin, çevreyi düşünmeden gerçekleştirilen sanayileşmenin, çarpık kentleşmenin, bilinçsiz kimyasal kullanımının, kitlesel tarımın ve fosil yakıtlara dayalı ulaşımın sonucunda ekolojik felaketler meydana gelmiştir. 

Berr (kara, kıta) kelimesini bazıları kırsal alanlar, bahr (deniz) kelimesini de büyük şehir merkezleri anlamında yorumlamaktadır. Sahil kenarındaki şehirler de bahr kapsamında mütalaa edilmiştir. Berr ve Bahr kıta, kara ve deniz, okyanus, sınırlama yapılmadan bütün evren olabilir. Havanın ve uzayın kirlenmesi de bozulma kapsamında değerlendirilebilir. Berr ve Bahrın yaygın anlamları olan karalar ve denizler kastedildiği zaman, karaların önce zikredilmesinden dolayı hava ve su kirliliğinin asıl sebebinin karadaki faaliyetler, olduğuna işaret edildiği düşünülebilir. 

Fesat ve fesatçılıkla yani bozulma ve bozgunculukla ilgili Kur’an-ı Kerim’de 40 civarında ayet-i kerime vardır. Yüce Allah, “Senin yanından ayrılınca, ülkede fesat çıkarmaya çalışır, ürünleri ve nesilleri mahvetmek için uğraşır. Allah, elbette fesadı (bozgunculuğu) sevmez.” (Bakara 2:205) buyurarak fesadın maddi ve manevi yönlerine işaret etmektedir. 

İnsan eliyle bozulma tarımsal alanda olabileceği gibi ahlâkî yozlaşma sonucunda nesiller de helak olur. 

Hava kirliliği, ozon tabakasının incelmesi ve küresel ısınma yeraltından çıkarılan yakıtların aşırı tüketimi sonucunda meydana gelir. Hava kirliliğinin neden olduğu asit yağmurları toprak, orman ve su ekosistemlerinde bozulmaya sebep olur. Ağaçlar kurur, sulardaki canlılar ölür. Yakıtların yanmasıyla oluşan karbondioksit gazının havadaki oranının artmasıyla sera etkisi meydana gelir ve bu da küresel ısınmaya neden olur. Küresel ısınma ise iklimlerin değişmesine yol açar. Yine ev ve endüstriyel atık sularının arıtılmadan denizlere, göllere ve akarsulara boşaltılması ile su ekosistemi bozulur. Aşırı olmayan bir kirliliğin temizlenmesi için Yüce Allah’ın el-Kuddus (tertemiz, pak, kusursuz) isminin tecellisiyle yarattığı mikroorganizmalar iş görmektedir. Atık suların içinde bulunan kirleticiler fazla olunca mikroskopla görülebilen canlılar için aşırı bir beslenme ve çoğalma durumu ortaya çıkar. Bunların sudaki oksijeni tüketmesi sonucunda sudaki yaşam sona erer. Havasız ortamda faaliyet gösteren bakteriler devreye girer. Bunlar suda çökelen organik maddeleri hidrojen sülfür ve amonyak gibi kokulu gazlara dönüştürür.

Kur’an’ın bazı ayetlerinin sırları, zamanla ortaya çıkmaktadır. Bu ayet, denizlerden uzak bir ortamda inmesine rağmen özellikle insanların denizlerde meydana getirdiği kirliliğe işaret etmesi açısından önemlidir. Ayet-i kerimenin dikkat çektiği konulardan biri, insanların hem kendilerinin hem de çevrelerindeki diğer varlıkların sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için kirletici unsurlardan uzak durmaları ve çevre kirliliğiyle mücadele etmeleridir.

 

Kaynaklar

Beydâvî, M. N. (2000). Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl. Dâru’r-Reşîd.

Gülen F. (2006). İnancın Gölgesinde-2. Nil Yayınları, İstanbul.

IWW (2025). Rum Suresi Heyet Tefsiri. Institut für Wissenschaft un Weisheit. Frankfurt 

İbn Âşûr, M.T. (1984). Tefsiru’t Tahrir vet-Tenvir. Darut- Tunusiyye lin-Neşr.

İsfahânî, R. (2009) el-Müfredat. Dâru’l-Kalem.