Toprakla Gelen Aidiyet
Londra ve Liverpool Arasında Ekolojik Bir Entegrasyon Hikayesi  

Dr. Mehmet Ali Eroğlu 

İnsan, doğduğu topraklardan binlerce kilometre uzağa gittiğinde, sadece valizini değil, ruhundaki o kadim “ait olma” ihtiyacını da yanında taşıyor. Benim için İngiltere’deki son üç yıl, sadece yeni bir dil ve kültür öğrenme süreci değil, aynı zamanda doğa üzerinden kurulan sessiz ama derinden bir bağın keşfiydi. Londra’nın puslu sabahlarından Liverpool’un rüzgârlı parklarına uzanan bu yolculukta öğrendiğim en kıymetli şey; çevreyi koruma çabasının aslında insanı insana yakınlaştıran en güçlü köprü olduğudur. 

Merakın İzinde: İlk Adımlar ve Global Beyin Fırtınaları 

Her şey bir merakla başladı. İngiltere’ye yerleşmemin üzerinden henüz birkaç ay geçmişti ki, Kanada’daki bir dostumdan heyecan verici bir teklif aldım: “Kendi komünitemizi genişletelim, diyalog faaliyetlerimizi çevre bilinciyle güçlendirelim. Ekoloji üzerinden kurulacak bir ağ, bize hem saygın bir entegrasyon süreci sunar hem de kalıcı dostluklar kazandırır.” 

Bu vizyonla Polonya, Almanya, Finlandiya, Kanada ve İngiltere’den bilim insanları ve çevre gönüllülerinin olduğu 10 kişilik bir ekip kurduk. 15 günde bir çevrimiçi buluşuyor, “Mizan” kavramı yani evrensel denge üzerine beyin fırtınaları yapıyorduk. Ancak bu teorik tartışmaların yerele izdüşümü neydi? İşte bu soru, benim Londra’nın güneyinde, Wimbledon bölgesindeki kendi çevreme daha dikkatli bakmama vesile oldu. 

Londra’nın Yeşil Kalbinde: Gordon Amca ve Cumartesi Rutini 

Wimbledon- Putney Common’ın uçsuz bucaksız yeşilliğinde, her cumartesi saat tam 10:00’da başlayan bir mucizeye şahitlik ettim. “Walk and Talk” (Yürü ve Konuş) grubu… Kar, kış, yağmur demeden asla iptal edilmeyen bu yürüyüşler, doğanın disiplinini sosyal bir şifaya dönüştürmüştü. 

Yürüyüşe başlamadan önce 2. Dünya Savaşı zafer anıtının önündeki o mütevazı meydanda toplanırdık. Grubun lideri yüksekçe bir yere çıkar; kişisel veri güvenliğinden sağlık kurallarına kadar her şeyi titizlikle anlatırdı. En sevdiğim an ise yeni katılımcıların anons edildiği andı; o gün aramıza ilk kez katılan kim varsa, tüm grup tarafından büyük bir coşkuyla alkışlanırdı. Bu, bir yabancı için “sen de artık bizdensin” demenin en zarif yoluydu. 

Bu grupta tanıdığım Gordon amcayı hiç unutamam. 90’lı yaşlarının sonuna gelmiş olmasına rağmen elinde bastonuyla o heyecanı… Onun gibi yılların birikimine sahip insanlar, yürüyüş boyunca biz gençlerle tecrübelerini paylaşır, ikişerli üçerli gruplar halinde yürürken hem fiziksel sağlık hem de derin bir network alanı oluşturulurdu. Yürüyüş sonrası içilen o yarım saatlik çay-kahve sohbetleri, farklı kültürlerin bir potada eridiği en samimi anlardı. Gordon  

Amca Çin asıllı 17 yaşında İngiltere’ye gelmiş, sosyal hizmetlerden emekli olmuş defalarca yaptığı gemi seyahatlerinden hatıralar anlatırdı. Geçtiğimiz aylarda vefat ettiği haberini duymak üzüntü vericiydi. Çünkü o, yaz kış, yağmur çamur demeden yürüyüşleri aksatmayan katılan hoş sohbet ihtiyar delikanlıydı.  

Londra’daki bir diğer deneyimim ise her ayın ilk salı günü bir barın çevresinde toplanan daha spesifik bir çevre grubuydu. Aramızda belediye meclisinden temsilciler olur, mahalledeki çevre problemlerini, yeni çıkan yasaları veya yerel ekolojik gelişmeleri tartışırdık. Toplantı sonrası gelen o detaylı bilgilendirme e-postaları, aradan bir buçuk yıl geçmesine rağmen hala bana ulaşıyor ve o topluluğun bir parçası olduğumu hissettirerek beni mutlu ediyor. 

Liverpool ve “Halewood Tuesday Walkers”: Bir Aile Sıcaklığı 

Liverpool’a taşındığımda, Londra’daki bu “yeşil anahtarı” yanımda getirdim. Burada Halewood Tuesday Walkers grubuyla tanıştım. Grup liderimiz Ian, tam 5 yıldır bu ekibi büyük bir özveriyle yönetiyor. Her salı saat 13:00’te Environment Center (Çevre Merkezi) önünde toplanıyoruz. Organizasyon o kadar disiplinli ki; gelen katılımcı sayısına göre araçlar ayarlanıyor, her arabaya dört kişi yerleşiyoruz ve o günkü rotamıza doğru yola çıkıyoruz. 

Bu grup benim için sadece bir yürüyüş grubu değil, bir “karakterler galerisi” ve canlı bir tarih kütüphanesi gibi. 

Yürüyüş boyunca grubun fotoğraflarını ve videolarını çekmek benim görevim haline geldi. Akşam bu anları WhatsApp grubumuzda paylaştığımda, yaşları oldukça ileri olan üyelerimizin çocuksu bir heyecanla teşekkür etmeleri, o anları tekrar izleyip üzerine uzun uzun konuşmaları, teknolojinin bu güzel amaca hizmet etmesini izlemek paha biçilemez. 

Grubun Renkli Simaları 

Grubumuzun iki yıldızı var. Biri grubun en yaşlısı, 86 yaşındaki Ian. Yaşına inat, grubun her zaman en önünde, en dinç adımlarla o yürüyor. Sempatik ve konuşkan tavrıyla herkese enerji aşılıyor. Diğeri ise Mall. O bizim emniyet supabımız; üzerinde sarı ikaz yeleğiyle yürüyüşün düzenini sağlıyor, güvenliğimizi adeta bir anne şefkatiyle denetliyor. 

Ve tabii ki Ken… Eski bir asker. Körfez Savaşı döneminde Suudi Arabistan’da İngiliz kuvvetlerinde görev yapmış. Ken ile yürümek, bir tarih kitabının sayfaları arasında gezmek gibi. Suudi Arabistan hikayeleri, askerlik anıları hiç bitmiyor. İslam topraklarında bir müddet yaşamış olması, bizim aramızda bambaşka bir dostluk köprüsü kurdu. Ortak kültürel paylaşımlarımız üzerine konuşmak, onun o dost canlısı enerjisini hissetmek bana büyük bir mutluluk veriyor. 

Ocak ve Şubat Rotalarımız: Liverpool’un Saklı Cennetleri 

Ian’ın hazırladığı programla Liverpool’un ve çevre bölgelerin tarihini ve doğasını adım adım keşfediyoruz: 

  1. Croxteth Hall (4.5 mil): 16. yüzyıldan kalma bu muazzam malikane ve etrafındaki ormanlık alan, bize Viktorya dönemi İngiltere’sini fısıldıyor. 
  2. Moore Nature Reserve (5.2 mil): Mersey Nehri kıyısındaki bu rezerv, özellikle kuş gözlemcileri için bir cennet. “Bridge” geçişli yollarımızda Ken’in köprüler ve strateji üzerine anlattığı hikayeler yürüyüşü daha da kısaltıyor. 
  3. Frodsham Golf Course ve Stadt Moers: Tepelik alanlardan Liverpool silüetine bakarken, doğanın kentsel yaşamla nasıl iç içe geçtiğini gözlemliyoruz. 
  4. Sefton ve Princes Park (3.6 mil): Liverpool’un kalbindeki bu parklar, aslında şehrin akciğerleri. Sefton Park’taki palmiye evi (Palm House) önünde durup soluklanırken, Moll’un sarı yeleğiyle grubu nasıl bir arada tuttuğunu izlemek bir güven duygusu veriyor. 

Yürüyüş Sonrası: Çay, Kahve ve Sosyal Şifa 

Yürüyüş bittiğinde dağılmıyoruz. Tekrar Environment Center’a dönüyoruz. Yaklaşık bir saat boyunca demlenen çaylar ve kahveler eşliğinde o günün yorgunluğunu neşeli muhabbetlerle atıyoruz. O anlarda sadece bacaklarımız değil, ruhlarımız da dinleniyor. Farklı inançlardan, farklı geçmişlerden gelen bizler, bir masanın etrafında “insan” olmanın ve “toprağa sahip çıkmanın” huzurunu paylaşıyoruz. 

Sonuç: Yeşil Bir Aidiyet 

Ekoloji dergisi okurlarına şunu söylemek isterim: Çevre faaliyetleri sadece karbon ayak izini azaltmak değildir; o izleri takip ederek birbirimizin kalbine giden yolu bulmaktır. Ben İngiltere’ye bir “yabancı” olarak geldim, ama Ian’ın disiplini, Ken’in dostluğu, Mall’un koruyuculuğu ve 86 yaşındaki Ian’ın azmi sayesinde kendimi bu toprakların bir parçası olarak buldum. 

Ekolojik yönetişim, dikey bahçeler veya ULEZ bölgeleri kadar, bir salı günü saat 13:00’te toplanan o bir avuç insanın samimiyetidir. Doğayı korumak için el ele verdiğimizde, aslında toplumsal barışı ve kendi ruhsal sağlığımızı da koruyoruz. Unutmayın; toprak, kendisine bir adım atana kucağını sonuna kadar açar. 

Tabiata tasavvufi bir bakışla baktığımızda, her tını bir sır, her ses bir rehberdir. Ben bu rehberin peşinden giderek İngiltere’de kendime yeşil bir yuva kurdum. Şimdi sıra sizde; mahallenizdeki en yakın parkın kapısını çalın, çünkü doğa, kendisi için bir şeyler yapanları asla yalnız bırakmaz.