
Kışın Son Gününde Bir Kuş
Nazif Özaslan
Şubatın sonunda bir cumartesi sabahı… Dışarıda ilginç bir kuş ötmeye başlıyor. Karanlıklarda bir kuş sesi. Ötüyor da ötüyor. Sanki ötmekten daha ziyade bir şeyler söylüyor gibi. Başımı yaptığım işten kaldırıp bu ilginç sese kulak veriyorum.
Ne kuşu olduğunu kestiremiyorum ama umut dolu, şevkli bir ses. Bir bahar neşesi var bu seste. Bir bahar kuşu gibi sanki bu; sanki ayazda kupkuru kış dalları arasında değil de zümrütten çayırlar içinde, taze yapraklanmış ağaçların başında, çiçeklere baka baka cıvıltılarla… bir türkü tutturmuş ötüyor da ötüyor… Şafak vaktini bu kuşun şen sesi dolduruyor. Etrafa hükmeden bir ses. Bugün 28 Şubat. Ayın son günü ve takvimlere göre de kışın son günü, upuzun süren kışın son günü.
Şafak vakti… hala keskin bir ayaz. Kış hala dışarıda kol geziyor. Ama bir ahenkli sessizlik içinde, görünmezliklerden bir kuş tek başına bir şarkı tutturmuş, ötüyor ötüyor. Bir sihir var bu seste. Bir şeyler anlatır gibi.
Keşke çözebilseydim ne dediğini bu sihirli melodinin. Hissediyorum bir şeyler var bu seste. Belki de baharın gelişini müjdeliyor. Bu ses belki bir cemre alarmı. Cemre denilen şey belki de bu kuşun sesiyle etrafa bir yayılıyor. Bu kuş cemrenin alarmı mı? Tabiatta bir ahenkli düzen var. Bu kuş tabiatın saatinin sesi mi? Artık kışın son günü. Havaya bir bahar mayası katacağım mı diyor. Öyle kutlu bir ahenkle bir şeyler söylüyor. Bu şevkli sesten yayılan titreşimler, o esrarlı ötüş, havayı baharla mı mayalıyor, şafak vakti. Etraf henüz karanlık ama gittikçe mavileşecek bir an… Ötüyor ötüyor, ötüyor. Bir esrime anında feryatlı bir vaaz mı, bir şiir mi, bir haberci mi, bir müjdeci mi… Bahar neşeleri mi söylüyor bu kuş. Henüz etraf kara kış etraf soğuk ama bir kuş, dallar arasında cıvıl cıvıl. Şırıltılı akan bir dere gibi, neşeli bir tonda ötüyor, ötüyor, ötüyor…
Hüzünlü değil; neşe dolu, şevk dolu. Sanki sevdiğine kavuşmuşların ruh hâleti var bu seste. Hasret dinmiş, kalp yangınları sona ermiş. Bir kavuşma anının heyecanıyla dolu. Bu sesi daha iyi duymalı, hissetmeli diyorum ve kapıyı açıyorum; bu ses içeriye dolsun diyorum. Aklıma İstanbul’da o karanlıklarda etrafa bir sihirli ağ öter gibi çağrılan sabah ezanı geliyor Molla fenari Camisinden. İnsanın gözlerinden yaş akıtacak güzellikte bir ezan çağrılıyordu ve ben yatağımdan kalkıp pencereyi açıyordum. Bu ses bütün eşyaya sinsin diyordum. Şimdi bu kuşun sesi odama dolsun, içeri sindin dışarı bu sesle ihtizaza gelsin. Bahar bu sesin titreşimiyle doğsun. Bir billur havuzdan yayılan ahenkli şırıltı, Cıvıl cıvıl bir ses… Sessizlik içinde ne kadar berrak bir neşide bu.
Bahar bu kuşun sesiyle geliyor sanki. Adım adım şafak şafak yaklaşıyor. Şırıltılı, cıvıltılı, şevkli, neşeli bir ses. Umut dolu. Kapıyı açtığımda, içeri bu sesle dolan serin hava çoktan pencerenin kenarında çoktan açmış sümbüllerin kokusunu daha keskin şekilde burnuma getiriyor. Sümbül Kokusu. Sümbül kokusuyla bir ferahlık yayılıyor içime. Göğsüm genişliyor… bir bahar yamacında buluyorum kendimi. Yeşil zümrüt tepelerin havası doluyor sanki içime. Gözlerimi kapatıyorum, dışımda bir kutlu cıvıltı, içimde bahar çiçekleri, rüzgâra karışan o ince derin rahiyalar… Bir Ramazan şafağı.. Sesler, kokular, hayaller… ulvi bir anın idraki… Sümbül kokusu, nergis ve kuş sesi…
Dinliyorum, dinliyorum, dinliyorum. Bu şakıma bir küçük kuşun şakıması değil, daha iri bir kuşun sesi olmalı. Bülbüllerden daha iri bir kuşun sesine andırıyor. Hem kış vakti bülbül ne arasın dışarıda? Dolgun ahenki bir ses. Etrafın hâkimi benim dercesine bir eda. Herşeyi susturmuş şimdi ben konuşacağım der gibi bir hâkim ses. Bahar kuşu diyorum buna, müjde kuşu. Tek başına ezan çağırır gibi, müjdeli şevkli şakıyor şakıyor şakıyor. Cemreler dökülüyor havaya bu coşkun ses ırmağından. Kışa veda gazelleri değil, bahara hoşamediler, hoşgeldin neşideleri söylüyor. Etrafa bahar üflüyor. Biliyorum bahar yola çıkmış geliyor geliyor geliyor. Bir kutlu an bu. Bir kuş bahara merhaba diyor.